Ders Notları Sitesi

Yerel Girişimcilik Dinamikleri

Bugün gerek iş dünyasının gerekse sosyal yaşamın sürekli değiştiği ve giderek değişme hızının da arttığı bir dünyada yaşanmaktadır. Bu değişim bir yandan işletmeleri ayakta kalabilmek için sürekli yenilik yapmaya zorlarken bir yandan da yoğun bir rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır. Petrol krizi sonrası işletmeler içine düştükleri bunalımdan kurtulabilmek için yeni teknolojiler, yeni organizasyon şekilleri ve yeni rekabet politikalarıyla bir yandan üretkenliği arttırmaya, diğer yandan da maliyetleri kısmaya çabaladılar. Yine aynı sürecin bir parçası olarak yeni ürünler üretip talebi canlandırmaya çalıştılar. Özellikle ABD, Japonya, Pasifik Kuşağı ve Avrupa Topluluğu ülkeleri bu yönde araştırma geliştirmeye büyük yatırımlar yapmaları sonucunda yeni ürünler, yeni hedef pazarlar ve yeni teknolojiler oluşturdular. 1980 yılından itibaren bu yeni teknolojilerin ve yeni ürünlerin günlük hayata girmesiyle yeni bir yaşam tarzı ortaya çıkmaya başlamıştır. Yeni teknolojilerin günlük hayatı değiştirmeye başlaması kişinin kendisi ve dünya ile ilgili algılamalarını da etkilemeye ve değiştirmeye başlamıştır. Birey çevreye, ekonomiye ve politikaya daha duyarlı hale gelmiştir. Ayrıca bu yeni teknolojiler, önceki dönemlerden oldukça farklı tüketici tercihlerinin gelişimine zemin hazırlamıştır. Bir başka ifade ile, tüketici talebi önceki dönemlerden farklı olarak, bu kez standart ürünlerden ziyade kişisel zevk ve tercihleri yansıtan mal ve hizmetlere yönelmiştir.

Girişimcilik konusu etrafında şu ana kadar ortaya konan konular aslında birinci dereceden birer “girişimci fidanlığı” olarak adlandırılan KOBİ’ler düzeyinde ele alınmayı gerektirmektedir. Gerçektende artan küresel rekabete, çok uluslu şirket hâkimiyetine, büyük birleşme ve tekelleşmeye rağmen KOBİ’ler ekonomideki etkinliklerini korumuştur.

Küreselleşme süreciyle giderek yoğunlaşan ve bilgi ekonomisine dayalı bir kavram haline gelen rekabet, ekonomide ağırlıklı bir yere sahip olan KOBİ’lerin yapısal özelliklerinin daha iyi
algılanmasını sağlayarak, rekabet edebilme niteliklerinin güçlendirilmesine yönelik politikaların izlenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Özellikle 1990-2000 yılları arasında dünyada yaygın bir şekilde gözlenen ekonomik krizlerde, ülke ekonomilerinin kendiliğinden iyileşmelerinde “büyük miktarlarda borçlanmayan, dolayısıyla mali çöküşün en kötü etkilerinden uzak kalan küçük işletmelerin önemli rol oynadığının gözlenmesi; dünya ekonomisinde büyük şirketlerden küçük şirketlere yönelimi de arttırmıştır.

Kriz ortamında mali yapısındaki avantajlar nedeniyle en az hasarla atlatabilme esnekliği, KOBİ’lerin yapısal avantajı olarak dikkati çekmektedir. KOBİ’lerin yapısal özelliklerini ekonomiye azami fayda sağlayacak şekilde kullanmaları, idari, yasal ve mali düzenlemeler açısından iş ortamını basitleştirici çeşitli önlemlerin uygulanmaya konulmasını gerektirmekte aynı zamanda işletmelerin rekabet gücünün artırılması kapsamında araştırma-geliştirme, mesleki eğitim ve diğer alanlarda da destek sağlayacak önlemleri zorunlu kılmaktadır. KOBİ’lerin faaliyetlerini kolaylaştırarak ülke ekonomisiyle gerçek anlamda bütünleşmelerini sağlayan bu tür önlemlerin yanı sıra, söz konusu işletmelerin teknolojik gelişmelerden haberdar olarak, bu gelişmeleri kendileri uyarlamalarını ve yenilikçi faaliyetlere yönelmelerini teşvik edici bir ortamın yaratılması ve sürdürülmesi de kaçınılmaz olmaktadır.

Tüm dünyada KOBİ’ler ekonomi içinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Ülkeler arasında görece farklar olmasına rağmen hemen hemen tüm ülkelerde KOBİ’lerin toplam işletmelere oranı bakımından çok yüksek bir seviyededir. KOBİ’ler istihdama, katma değere “AR-GE” yoluyla teknoloji kapasitesine, verimliliğe, dış ticarete olan katkılarıyla çağımızda yaygın tehdit haline gelen dış kaynaklı ekonomik şoklara karşıda esneklik ve dayanıklılık özelliğine sahiptirler. KOBİ’lerin istihdamdaki payı belli başlı hiçbir ülkede %50 den aşağı düşmemektedir Bu da KOBİ’lerin geçmişte bir takım devresel nedenlerden ötürü önem kazanıp, artık bu fonksiyonlarını kaybederek piyasadan çekilme eğiliminde olmadıklarını göstermektedir. Tersine KOBİ’ler ekonomik sistemin ve büyük ölçekli işletmelerin artan oranda tamamlayıcı parçası olmaya devam etmektedirler.

  • Yerel Girişimcilik ve Gelişimi

1970’li yıllarda başlayan bilişim ve iletişim alanındaki teknolojik gelişmelerin de etkisiyle; ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel değerler, ulusal ve yerel sınırları engel olarak tanımaksızın akışkan hale geldiler. Finans da anılan akışkan değerlere eşlik etti. Küreselleşme adı verilen bu olgu ile üretim ve ekonomik pazar, mekansal kısıtlarından kurtularak yeni bir kapsama kavuşmuştur. Serbest pazar ekonomisi, serbest ticaret anlayışı korumacı yaklaşımların yerini almıştır. Kısıtlayıcı dış ticaret politikası araçları daha az tercih edilir oldu. Böylece ülkeler ve bölgeler arasındaki mal ve hizmet akışının önündeki engeller önemli ölçüde ortadan kalkmış oldu.

Bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, bilginin çok düşük maliyetlerle uzun mesafeler boyunca kolay ve hızlı biçimde iletilebilmesine olanak vermektedir. Bilgiye dayalı üretim, verimliliğin sürekli ve yüksek bir hızda artmasına yol açmaktadır. Bir taraftan, üretim hızla uluslararası nitelik kazanırken diğer taraftan üretim süreçleri bölünmekte ve büyük kısmı ulusüstü şirketlerin denetiminde olan üretimin çeşitli aşamaları farklı coğrafyalarda gerçekleşebilmektedir. Şirketler arasındaki rekabet, üretimin merkez dışında alanlara dağılmasına yol açmaktadır. Eski sanayi bölgeleri hızla gerilemekte, durgunluk içine girmektedir. Buna karşın küçük ölçekli işletmeler şeklinde örgütlenmiş, yerel girişimcilik özellikleri olan “yeni sanayi bölgeleri” ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bölgelerin ve kentlerin önemi artmıştır.

Doğada olduğu gibi, toplumsal alanlarda da karşıt eğilimlerin birlikte var olduğu sıklıkla gözlemlenmektedir. Genel anlamda küreselleşme yönündeki eğilim ivmeyle gelişirken, buna karşıt olarak yerelleşme ve bölgeselleşme akımlarının bu eğilime cevaben güç kazandığı görülmektedir. Küreselleşmenin olumsuz etkilerine karşı savaş alternatifi olarak ilgi gören bölgeselleşme, genelde komşu ulus, bölge, il veya yörelerin birlikte davranma ve birlikte iş görme eğilimlerini geliştirmiştir. İller ve yöreler açısından bakıldığında; bu eğilim ile havza / bölge projelerinin ilgi çekici olmaya başladığı söylenebilir. Küreselleşme ve bölgeselleşme (yerelleşme) olarak kendini açığa vuran bu iki eğilim, bir diğer hibrid (karma) olgu ile gelişmiştir. Bu yeni olgu, kürelleşme (globalizasyon) olarak isimlendirilmektedir. Bu yeni kavram yerel / bölgesel ekonomilerin yerelden küresele dönüşen vizyonları ile uluslar arası alanlara açılmasını, dışa açılma seçiminin yapılmasını, dünya ekonomisi ile bütünleşme yaklaşım ve araçlarının geliştirilmesini, ülke ve bölge temelinde merkezi yönetim tercihleri yerine yerel ve yerinden yönetim yaklaşımlarının egemen olmasını vurgulamaktadır.

Yukarıda bahsedildiği gibi küresel çağın belirleyicilerinden bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründeki bu hızlı gelişmeler sonunda genellikle günümüzde coğrafi anlamda “yer” in öneminin kalmadığı yönünde bir kanaat oluşmaktadır. Teoride daha açık pazarlar, daha hızlı ulaşım ve iletişimin rekabette coğrafi konumun rolünü azaltacağı söylenegelmiştir. Öte yandan, “cluster” odak/küme kavramının popüler olmasını sağlayan M. Porter (1998) bu düşünceye itirazla, niçin dünya çapında bir şirket kurmak Boston’da diğer yerlere göre daha cazipken yüksek performanslı otomobiller için Güney Almanya ya da ayakkabı için Kuzey İtalya akla gelen yerlerdir sorularını yöneltir. Buna göre, dünya ekonomik haritası, belirli alanlarda alışılmışın dışında rekabetçi başarı gösteren ve sanayi odakları olarak adlandırılan oluşumlar tarafından çizilmektedir. Söz konusu “odak” ya da “kümeler” kısaca aynı bölgede yerleşik ilişkili endüstriler olarak tanımlanabilir. Tipik özelliklere sahip bu topluluklarda ilginç bir zıtlık görürüz. Küresel ekonomideki mevcut rekabet üstünlükleri artan ölçülerde yerel faktörlere dayanmaktadır. Yerel bilgi, ilişkiler ağı, motivasyon gibi faktörlere uzaktaki rakiplerin ayak uydurması zordur.

Piyasaların artan küreselleşmesi, kentsel ekonomilerin küresel ekonomide birer aktör olarak yer almasını sağlamıştır. Küreselleşme sürecinde yerel ekonomiler arasında rekabet artmıştır. Yerel rekabet, yerel ekonomilerin gelişme performansını da belirlemektedir. Yerel ekonomilerin küresel rekabet içerisinde geliştirdiği strateji ve politikalar, yerel gelişme sürecinde önemli bir değişken olarak yer almaktadır. Bu kapsamda, yerel düzeyde fiziki, sosyal ve kurumsal altyapısı gelişmiş yöreler ve iller, diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye’de de küresel rekabetin getirdiği fırsatlardan daha fazla pay alabilmektedirler.

Belirli endüstriyel odaklar arasında şu örnekleri saymak mümkündür: Avrupa’da Sheffield Çelik Endüstrisi, İtalya Prato civarında tekstil, Ren boyunca kimya, Güneybatı Almanya, Baden- Wurttemberg’de otomotiv, Londra’da finansal hizmetler, Paris ve Milano’da moda tasarımı. ABD’de Boston 128 alanında elektronik endüstrisi, California Silikon Vadisi’nde Bilgisayar sektörü. Bunun yanında Minneapolis’te tıbbi cihazlar, San Diego, Worcester, Massachusetts’de biyoteknoloji, Auistin’de yarı iletkenler ve Seattle/Portland’da yazılım alanında gelişen sanayi odakları gözlenmektedir.

Tüm bu gelişmeler; girişimcilik ve daha da önemlisi yerel düzeyde ortak girişimcilik (partnership) olgularının, ortaya çıkan küresel rekabet ortamında belirleyici bir değişken olarak ekonomik analizde yerini almasını getirmiştir. Yerel girişimcilik kabiliyeti yüksek yöreler, daha da önemlisi kamu, özel ve gönüllü sektör kuruluşlarından oluşan yerel kurumların organize olabildiği ve belirli stratejiler ve politikalar doğrultusunda ortak hareket ettiği kentler, diğerleri ile olan rekabette öne çıkmaktadırlar.

  • Girişimci Olma Nedenleri

İnsanları girişimci olmaya yönelten birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler 3 ana grupta toplanabilir:

(1) Bağımsız olma isteği, (2) Kişisel tatmin sağlama isteği, (3) Kar elde etme isteği

Bu üç grup faktör biraz daha ayrıntılı incelendiğinde bazı insanları girişimciliğe yönelten diğer faktörler de vardır:

Kendi işinin patronu olmak, başkalarından emir almamak, yeteneklerini kullanabilmek,

  • Bir fikri ya da düşünceyi kendi işini kurarak gerçekleştirmek,
  • İstediği bir işte çalışabilmek. Bazen insanlar istemedikleri yada ikinci, üçüncü sırada istedikleri işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar.
  • Tanınma ve prestij kazanma isteği,
  • Para kazanma ve refah içinde yaşama isteği. Bir kişi başkaları adına çalışırken kazandığından daha fazlasını kendi işinde kazanabilir.
  • Başka insanların göremedikleri ya da uğraşamadıkları işleri keşfedip bu fırsattan yararlanabilmek için girişim, işyeri kurmak.

Kimimiz kendi kendisinin patronu olmak, başkalarından emir alarak çalışmamak için, kimimiz ise mevcut iş seçeneklerinin verdiği maddi-manevi kazanımlardan daha fazlasına ulaşmak için girişimciliği seçeriz. Bunlara; kendi geleceğini kendi karar ve çabaları ile şekillendirmek, bağımsız ya da esnek bir iş ortamına sahip olmak, iş fırsatlarını değerlendirmek isteyenleri de ekleyebiliriz. Bazı durumlarda ise yaşam koşulları bizi girişimciliğe iter. Kendi işini kurmak dışında hayatını kazanma seçenekleri sınırlı olanlar ile emekli vb. gruplarda olduğu gibi iş kurarak daha çok maddi- manevi tatmin sağlama çabası içerisinde olanlar bu gruba dahil edilebilir.

Girişimci olma nedenlerinin içeriğine aşağıda ayrıntısıyla değinilmiştir;

Ekonomik Düzeyi Yükseltmek

Girişimciliğin ortaya çıkmasına neden olan temel güdülerin neler olabileceği, önemli tartışma konularından birisidir. Klasik iktisat anlayışına göre bireysel çıkarların en üst seviyeye çıkarılmasını girişimciliği ateşleyen en önemli güdüdür. Yani ekonomik fayda ve kar elde etme isteği girişimciliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Genel olarak insanlar daha iyi şartlarda yaşamak, kendilerinden daha çok kazananlar gibi hayat standartlarını yükseltmek için işletme kurmaya yönelmektedirler.

Miras Yoluyla İşletme Sahibi Olma

Bireyler işletmeye yalnızca kendileri kurarak değil, miras yoluyla da sahip olabilirler. Yıllar yılı bir aileye bağlı olarak işletilmiş bulunan işletme, başında bulunan sahibi hayatını kaybettiğinde mirasçıları tarafından bir prestij konusu olarak değerlendirilmektedir. İşletmeyi kuran, güçlüklerle mücadele eden, onu büyüten ve belki de piyasada iyi bir yere getiren insanlar da emeklerinin boşa gitmesine hoş bakmamakta, kendilerinden sonra gelecek yakınlarından işletmenin faaliyetine devam etmesini istemektedirler.

Başka Fırsatların Yokluğu

Sermaye sahibi insanlar, sermayelerini değerlendirebilecek daha uygun alanlar bulamazlarsa da kendi işletmelerini kurabilirler. İşletmelerin kuruluşu bazen, karlı olan sermaye değerleme yöntemlerinin inançlarla çelişmesiyle de ilişkili olabilir.

Bağımsız Olma Arzusu

Çalışmak sadece para kazanmanın bir yolu değildir. İnsanların meslek ve iş seçimlerinde güvenlik, bağımsızlık, yapılan işlerin çeşitliliği ve işe ilgi gibi başka kriterler de rol oynar. Daha yüksek gelir düzeyleri, insanların girişimcilik yoluyla, kendilerini gerçekleştirme ve bağımsızlık gibi “daha yüksek” ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayabilir. Bağımsızlık arzusu belki de girişimcinin başka gelir elde etme yolları varken neden bir girişimde bulunarak risk aldığını açıklayan en önemli özelliktir.

Başarı ihtiyacı ile Yeni Ürün ve Fikirleri Uygulama

Girişimci olma nedenlerinden biride yeni ürün ve fikirleri uygulamaktır. Girişimcilik ruhuna sahip kişilerin en belirgin özelliklerinden birisi başarı arzularının yüksek olmasıdır. Bu kişiler rutin işlerden pek hoşlanmazlar ve yeni ürün ve fikirler üretmeyi tercih ederler. Ürettikleri yeni fikirler yeni girişimler olarak karşımıza çıkar. Kişiler kendilerine özgü üretken düşüncelerini uygulamak için de girişimciliğe yönelirler. Çünkü; bir kişi bir işletmede yönetici olarak bile çalışsa, her zaman kendi özgün düşüncesini uygulama fırsatı bulamayabilir.

Sosyal Statü Kazanma ve Toplumsal İtibar Sağlama

Bazı kişiler açısından, kendini güvende hissetmek, öncelik taşımakla birlikte, bazıları için, saygı görmek daha öncelikli olabilir. Kimileri toplum içinde kendine yüklenen rolden memnunken, kimileri de bazı toplumsal değer ve kalıpları değiştirmeye çalışırlar. Bazı insanlar risk almaktansa, başkalarının emri altında çalışmayı yeğlerler.

  • Yerel Girişimci Dinamikleri

Birçok ülkede küçük işletmelerin nasıl kurulduğu ve büyüdüğü son yıllarda artan oranda ilgi çeken konuların başında gelmektedir. Bu konudaki literatüre bakıldığında, küçük işletmelerin girişimcilikle eşdeğer görüldüğü ve özellikle imalat sektöründeki örnekler üzerinde durulduğu görülmektedir. Girişimcilikle ilgili ders kitaplarında ise girişimleri neredeyse leyleklerin getirdiği şeklinde bir inanışın hakim olduğu görülebilir. Bu inanışın doğal uzantısı ise başarılı girişimcilerin mitolojik kahramanlar olarak görülme eğilimleridir. Girişimcilerin kuruluş süreci incelendiğinde, girişimcilikte “itici” ve “çekici” faktörler ayırt edilebilir: Mevcut kariyerin bilinçli bir tercihle terk edilerek yeni girişimde bulunulması, iş tatminsizliği sebebiyle işin bırakılması ya da işten atılma itici faktörlere; piyasada görülen fırsatların değerlendirilmesi ise çekici faktörlere örnek olarak verilebilir.

Aile

Kariyer gelişiminde ailenin önemli bir etkisi vardır. Çocukluk dönemi tecrübeleri insanların kariyer seçiminde oldukça etkilidir. Bu etki birkaç alanda oldukça belirgindir. Ailenin çocuklarının kariyerlerinin seçiminde etkili olduğu en önemli alanlardan birisi, ailenin sosyal yapı içindeki yeridir. Sosyal yapı içindeki yer, ailenin çocuklarını yetiştirmeleri ve onları geleceğe hazırlamaları ile ilgili finansal kaynaklara ulaşma derecelerini belirler..

Çevre

insanların ihtiyaçlarını etkin bir biçimde giderebilmeleri için bir arada çalışmaları gerekmektedir. Böylece insanlar, birbirlerinin düşünce ve değer yargılarından etkilenmektedir. Bu etki ailenin diğer bireylerine de yansımaktadır. Çevre, aile-çocuk üzerinde iki yönlü bir etki yaratmaktadır. Eğer çevre ve ailenin çalıştığı veya yakın ilişki kurduğu ortam, girişimciliğin temel özelliklerini içeriyorsa çocuk, bu özellikleri daha çabuk kavramaktadır.

Girişimciliği Etkileyen Genel Çevre Faktörleri

Kişilik yerine çevrenin girişimciliğe etkisi üzerinde duran model ise TÜSİAD’ ın yaptırdığı Türkiye’de Girişimcilik adlı çalışmada ortaya konulan ve genel çevre faktörlerini vurgulayan modeldir:

Kültür

Girişimcinin içinde yaşadığı toplumun değer yargıları, yaşam felsefesi, dini, kültürü gibi olgular da girişimcilik üstünde etkilidir. Bu nedenle bir Avrupalı, Asyalı ve Amerikalı girişimci tipinde; hristiyan, Müslüman, Musevi girişimci tipinden de bahsedilebilir. Bu nedenle etkin bir girişimcilik ortamının oluşturulmasında ve girişimciliğin desteklenmesinde içinde bulunulan topluma özgü girişimci tipinin ve girişimci özelliklerinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Girişimci kişiliğin güçlü ve zayıf yönlerinin ortaya konması, zayıf yönlerinin giderilmeye çalışılması, güçlü yönleri destekleme yollarının aranması girişimciliği geliştirmede önemlidir.

Yorumlar

Your email address will not be published.

UA-56269696-1